08 Aralık 2009 Salı
her şey çok güzel oluyor..
sizleri en müstehcen yerlerinizden öpüyorum. ha bu arada, kraft'da çalışıyorum, beklerim.
12 Kasım 2009 Perşembe
çünkü öyle..
10 Kasım 2009 Salı
Aşk Artar ve Hiç
Elinin tersine yer açıyorum senin. Ne bırakıyorsan
onu açıyorum.
Duruşunu kırıyorum çünkü senin
Tenimiz yok mudur başkaları olmasa
Kanıksa bunu. Bir seçimin
son halini atıyorum alnına. Sesini.
Yaprakarasından kaçan bir tekkanatlıya
susuyorum düştüğüm zaman.
Boşaltılmış bir yer susulur çünkü.
Gelinen yer. Sen olsan da.
Yeniden kuşansam da zırhımı.
İtilip kakılmış bir tafrayla bakıyorum alnına ve
bozuyorum onu. Bizi
deniz kıyısı eşitliyor, kırılışımız
eşitliyor, çakılların girgin ruhu.
Böyle söylüyorum ben: Bitmesidir
bir aşkı yapan. Sırtımı dönüyorum
ve gözlerine bırakıyorum onu.
Sana iki şeyden sözettim şimdi:
İkisinde de susulur.
05 Kasım 2009 Perşembe
Müthiş Yapıştırıcı
"Ne bu?" diye sordum.
"Yapıştırıcı," dedi. "Özel bir yapıştırıcı. En iyisinden."
"Niçin satın aldın?"
"Çünkü ihtiyacım var," dedi. "Yapıştırılması gereken pek çok şey var burada."
"Yapıştırılması gereken hiçbir şey yok," dedim. "Bu saçmalıkları neden satın aldığını anlayabilsem."
"Seninle neden evlendiysem ondan," dedi. "Zaman öldürmek için."
Kavga etmek istemiyordum, bir şey demedim, o da demedi.
"Bir işe yarıyor mu bu yapıştırıcı?" diye sordum. Kutunun üzerindeki fotoğrafı gösterdi bana, tavandan baş aşağı sarkan bir adam.
"Hiçbir yapıştırıcı insanı bu şekilde yapıştıramaz," dedim. "Fotoğrafı baş aşağı çekmişler. Yere bir avize koydular herhalde." Kutuyu elinden alıp fotoğrafı inceledim. "Bak, pencereye bak. Jaluzileri ters asma zahmetine bile katlanmamışlar. Adam gerçekten tavandan baş aşağı sarkıyorsa jaluziler ters. Bak," dedim bir kez daha parmağımla pencereyi göstererek. Bakmadı.
"Saat sekiz olmuş bile," dedim. "Gitmeliyim." Evrak çantamı kapıp yanağına bir öpücük kondurdum. "Epey geç geleceğim. Çalışmam gerek."
"Mesai," dedi. "Evet, biliyorum."
Bürodan Abby'yi aradım.
"Bugün görüşemeyeceğiz," dedim. "Eve erken dönmek zorundayım."
"Neden?" diye sordu Abby. "Bir şey mi oldu?"
"Hayır... Yani, belki. Bir şeylerden kuşlulandığımı sanıyorum."
Uzun bir sessizlik oldu. Abby'nin soluğunu duyabiliyordum.
"Onunla yaşamaya neden devam ettiğini bilmiyorum," diye fısıldadı. "Birlikte hiçbir şey yapmıyorsunuz. Kavga bile etmiyorsunuz. Hiçbir zaman da anlayamayacapım." Sustu, sonra tekrarladı. "Keşke anlayabilseydim." Ağlıyordu.
"Üzgünüm, Abby, gerçekten üzgünüm. Dinle, şimdi biri girdi içeri," diye yalan söyledim. "Kapatmak zorundayım. Yarın geleceğim. Her şeyi o zaman konuşuruz, söz."
Eve erken döndüm. "Selam" dedim içeri girerken, ama yanıt alamadım. Evin bütün odalarına baktım. Hiçbirinde yoktu. Mutfak masasının üzerinde yapıştırıcı tüpünü buldum, boşalmıştı. Oturmak için iskemlelerden birini çekmeye çalıştm. Kımıldamadı. Bir kez daha denedim. Bir milim bile oynamadı yerinden. Yere yapıştırmıştı iskemleyi. Buzdolabının kapısı açılmadı. Onu da yapıştırmıştı. Olup bitenleri kavramakta zorluk çekiyordum. Neden böyle bir şey yapsın ki? Nerede olduğunu bilmiyordum. Annesini aramak için salona girdim. Telefonun ahizesini kaldıramadım, onu da yapıştırmıştı. Msaya bir tekme attım, başparmağım kırılmadı iyi ki.
Sonra güldüğünü duydum. Yukarıdan bir yerden geliyordu sesi. Başımı kaldırdım ve oradaydı, salonun tavanında duruyordu, yalınayak.
Ağzım bir karış açık bakakaldım. Sesime kavuştuğumda, "Ne yapıyorsun orada... Aklını mı kaçırdın?" dedim.
Cevap vermedi, gülümsedi sadece. O tavandan sarkık haliyle gülümsemesi o kadar doğaldı ki, dudakları yerçekiminin etkisiyle kendiliğinden aşağı doğru esniyormuş gibi.
"Merak etme, indiredeceğim seni oradan," dedim. Telaşla kitaplığıma gidip en kalın kitapları aldım. Ansiklopedilerden bir kule inşa edip üzerine çıktım.
"Bu canını yakabilir biraz," dedim, dengemi sağlamaya çalışarak. Gülümsemeye devam ediyordu. Var gücümle asıldım, yararı olmadı ama. Dikkatli bir şekilde aşağı indim.
"Merak etme," dedim. "Komşulardan yardım isteyeceğim. Yan komşuya gidip yardım isteyeceğim."
"İyi," dedi gülerek. "Ben buradayım, bir yere gitmiyorum."
Ben de güldüm. Tavandan baş aşağı sarkmış haliyle o kadar güzel ve aykırıydı ki. Aşağı dökülen uzun saçları, beyaz tişörtünün altında iki mükemmel gözyaşı damlasını andıran göğüsleri. Kitap kulesinin üzerine çıkıp öptüm onu. Dilini dilimde hissettim. Ayağımın altındaki kitaplar devrildi ama havada kaldım., bir tek dudakları tutuyordu beni.
02 Kasım 2009 Pazartesi
31 Ekim 2009 Cumartesi
son nefeste hüzzam. son nefeste kırık kontrbas hüznü.
elvada petrus..
29 Ekim 2009 Perşembe
28 Ekim 2009 Çarşamba
doğum günü şarkısı
hırçın bir neşeyle başladık
şu dünya biraz daha kendini çekse
sanki bir dünya doğacaktı
coşkulu rengimizden
doğru
herkes sevdiğini öldürür
tuval boş
ev uğulduyor
yine de gözlerimi yakıyor tiner!
bu resim bitti sevgilim!
bir ölü doğa gibi duruyorum karşında
aramızdan geçip gidiyor
birbirimize çektiğimiz bıçakların ışıltısı
aramızda rüzgâr
aramızda bir mucize ölüsü
koynum usulca kanar bir
yengeç yürür geçer suyun öte yanına
artık yaşlanabilirsin peter pan
sana geri veriyorum gençliğini
26 Ekim 2009 Pazartesi
suya duvara toza toprağa
şüphesiz ona.
eski bir duvarı örüyorum. tozunu alarak eski bir
sandığı ikiye bölüyorum sedef ayaklarımı ayak
larına sürterek ısınıyorum birazdan güneş
doğacak içimiz ısınacak suya vuran bir ışık
la tozları kar yapıyoruz. uzun yollardan gel
dik bir geceyi daha konuşmayarak susarak
geçiştiriyoruz. elyapımı arasında kuştüyleri
tozlar ve dumanlar olan bir kâğıtla gel
dim. suyu suyun suya dokunarak yaraladım
gezgin tenimi. dudaklarına değen iz
maritleri biriktiriyorum.
hafıza! korkunç fırtına*
karanlık gemiler gibi kayalıklarına vuruyorum.
oturuyorum denize bronz heykeller sildim. atlas
lara bakarak sonsuz bir uyku
ya yanına yamacına yalvarıyorum.
bil ki kendiliğindendir eşya, bil ki kendinde
dir o şüphesiz mecmua. çam kokuları arasında (1)
jartiyeri bol gelmiş jalenin jiletle kestiği
yerleri. şimdi de durmadan j harfinde gez
iniyorum. j’yi çalışıyorum. çatlaklardan
ışık sızıyor yüz
yıllık bir minareyi kendime im bilip yüz
ümü kıbleye dönüp oyduğum kelimelerle
oynuyorum. ovalıyorum seni.
su hafızadır. saklar kollar.(2) kollar
sarıp sarmalar. bu yangın rüyâyı.
daha fazla kal diye uzaklar uzak diye
biraz daha dokunmak için sana konuşmadan
ama burada bu ıssız odada uyuma diye
sim geliyor. parmaklarımla göbeğine
bırakıyorum bu tarifsiz mürekkebi.
zamandır su durmaz duran durmadan
akar ya da kıpırdar. evet kıpırdar.
toz rüyâdır. toprak hatıra. duvar simyâ.
orda duruyorsun işte. kâbuslar arasında yağmur
lar masalar balıklar arasında koyu kahve fincan
ında. damağı zorlayan acı ekşi tuzlu bir limon
tadında. işte tam da burada. bu duruşta bu hâl
ve oturuşta. ahşab damardır izleriyle en son
talanların seferler atlar ve nallarıyla eski kıl
çadırların. terli yelelerine tutunduğum o siyah
kısrakların.(3)
içimde büyüttüğüm çift karbon eczâ
aklımdan çıkmayan kara taşra
taş hayattır. pürüzsüz veya değil.
damardır. kat kattır.
eczâ ne ise cenaze.
insan bir karşılaşmadır. en nihayet
inde.
sudur işte burda. su konaklamaya durmaya
beklemeye ve kök vermeye boy salmaya çadır
kurmaya nesil vermeye ve eğlenmeye tek asâdır.
*
dengesiz bir kedinin koparılan tek tel bıyığıdır.
1.
al bak işte sana koşarak kovalayan isa.
çam ormanları kokusunda ve koza
laklar arasında.
2.
başımızdan aşağı dökeriz unutmamak için
ol anı.
3.
gökyüzüne gülüyorum dedi. uzun uzak yollar
dan gelerek sarıldığım sana ve bana bakar
ak. kıs kıs.
25 Ekim 2009 Pazar
bazı şarkılar var
her şeyi çalmışlar bu sefer. kolaj: "kara aşk." gönül dostları, "hayyam" insanları bu adamlar. adamlar velhasıl. nasıllar? eheh. o zaman kandil simidi yiyip bira içelim frengili halimizle. bir şeyler yapalım. ağlayalım mesela. sevdiğimiz insanlarla paylaşalım ama anlamasınlar sakın. bir kere dinleyip atsınlar ücra köşelerine harddisklerimin..
ne yani; "tıkk" işte..
23 Ekim 2009 Cuma
cup of coffee

bir fincan kahve içebilmeli insan
eski sevgilisiyle
geride bunu bırakabilmeli
yalnız ya da birlikte çekip giderken bir ilişkiden
her şey dün gibiyken
yıllar geçti
uzakta birbirimizden
cam kenarına oturduğum masadan
yüzüme sokağı vuran tülün gölgesinde
düşünüyorum:
yavaş yavaş anıların da terk ediyor beni
git gide azalıyor
günün birinde
birlikte
bir fincan kahve içebilmenin
sadakati
hayali
neden mümkün olmuyor
ayrılmak
yok pahasına tüketmeden her şeyi
garbage'ın şarkısı:
"cup of coffee"
benim yıllar önce aşkımıza verdiğim
söz gibi, hayal:
yıllar sonra insanın eski sevgilisiyle
hüzün, şefkat ve incelikle bir fincan kahve içebilmesi
neden yıllar sonra bir araya getiremiyor bizi
hüzün, şefkat, incelik ve bir fincan kahve
yalnızca bu kadarına azalmışken
bir zamanlar yaşanan
o büyük aşkın ikindisi
fincanın üzerinden birbirimize bakarken
ikimiz de biliyoruz giden gitti
daha kapıda ayrılacak yollarımız
buluştuğumuz kafeden
kendi hayatlarımıza dağılırken
yine de birbirimizden hatırladıklarımıza değmez mi
o bir fincan kahve
ağzımızda yıllardır zehir zemberek bekleyen
ya da boş ver, en iyisi
garbage dinleyelim ikimiz de
kahvelerimizi içerken kendi evlerimizde
18 Ekim 2009 Pazar
ester'in söyledikleri
ester'in söyledikleridir
dünyada bakınıp durma
bütün ol ve ayrı tut ki kendini
zaten öyledir
çünkü öyledir.
17 Ekim 2009 Cumartesi
"onlardan söz etti durdu albız, ağladı durdu tom waits"
16 Ekim 2009 Cuma
uykusuzluğun ağır delilleri
buradan ayrılmalı hemen, gidip, başkalarının hayatlarına eklenmeli.. az arkadaş, sıkı arkadaş olayı güzel. bach bitirmiş olayı ama soğuk fena vuruyor. iyiydik lan aslında. şafak söküyor sigur ros eşliğinde. nemrut'a çıkmalıyız bi' ara. bunu yapmalıyız. otostop olayı güzel zaten ama kalın giyinmek gerek. battaniye filan. aslında çok iyiydik lan. cursive de iyi: after the movies. ayaklarımda soğuğa dayalı yanma hissiyatı var, bir de aklım ağrıyor. "akıl ağrısı." sigaranın bitmesi katalizör etkisi yaratacak gibi ya, du' bakalım. eski-yeni'den arakladığımız battaniyede kaldı aklım, bir de sende.. üşüyorum. ula soğuk. ula sıkıcı. ula leş. seyirtepe'ye çıkalım yine, güzel oluyo manzara filan, ama battaniye bulundurulmalı, üşürüz çünkü. dans edelim bi' ara bach eşliğinde.. aslında şopen dinlemek istiyordum ben, ama olmadı. iyiydik aslında. fena değildik. sen tanrıya peygamber kaydını yaptırmaya gidince hava soğudu birden. kısa kollu kaldık yağmur altında. yaz sonu güzel olmuyo zaten. hava değişimi hasta ediyor adamı, uyutmuyo. ula'da şafak sökmüyor galiba ya, bilemiyorum, ağaçlardan bir şey göremiyorum, üşüyorum, battaniyenin faydası yok.. bach dinlemeyeli uzun zaman olmuştu; yazın dinlenmiyo çünkü bach, olmuyo, hüznü oturtamıyor bach yazları. kış adamı bach, şopen gibi..
aslında her şey tevazu iklimi.
15 Ekim 2009 Perşembe
gün tadilatı
elimizde pusula yerine büyük sıcaklarla savaşlardan kalma
bir güneş kellesi; yön neredeyse kaderin rotasını değiştirmek de
oradadır diyebilmeyi gurur yaparak yürümek mi uzaklaşmak mı
ikisinden birini önemseyerek ilerleyeceğiz serinleyen sevgilerde.
Temiz olmayın, yıkanırken boğulursunuz derse birileri bize
Yalıtılmış sularla yıkandık; diye yanıtlayacağız, ayrılık
suyu yalıtmak için vardır. Sahipsizliği bir de.
Akıldan çıktık: Mezarları gizli gizli dolaşan ve kilidini arayan
bir anahtar gibi, biz de teslim olduk yalnızlığın şifresine.
Sonra.. sonra susup yenileneceğiz
Dünya yuvarlak değil, düzdür çünkü
gidenin gelmeyeceğini bile bile ufku seyredenlere.
28 Eylül 2009 Pazartesi
24 Eylül 2009 Perşembe
bis
beklemiyorum da..
telefon etme sakın..
başkalarını oku..
beni değil..
artık şiir yazmıyorum..
kapıma dayanan postacıları öldürerek geçiriyorum vaktimi.
09 Eylül 2009 Çarşamba
06 Eylül 2009 Pazar
Okumak İstiyorum..
neyse, o değil de. ciddi ciddi para lazım agalar. bağış filan yapın bana. bu size yol-bira-kalacak yer-yemek olarak ileriki bir tarihte dönecek, söz. iletişime geçelim, yarın başlıyor kayıtlar. öperim.
not: iş-bankası, ziraat ve ptt yolları ile bağış yapılabilir. yapın yani.
.jpg)